Herhangi bir sebeple veya elinde olmadan orucunu bozan kimsenin, bozduğu andan itibaren geriye kalan ve akşama kadar devam edecek olan müddet içerisinde oruçlu olarak kalması vaciptir. Bunun müstehap olduğunu söyleyen fakihler de bulunmaktadır. Bu bozmanın kasıtlı veya kasıtsız, yahutta mecburi olarak bozulmuş olup olmaması arasında fark yoktur.

Hayız veya nifas halinde olan bir kadının imsak atımından sonra temizlenmiş olması halinde de durum aynıdır. Temizlendiği andan itibaren tıpkı oruçlu gibi kendisini yemekten, içmekten ve orucu bozan diğer hallerden akşama kadar korur ve o günü daha sonra kaza da eder.

Misafir iken imsaktan sonra mukim hale gelen, hasta iken o saatten sonra hastalığı iyileşip oruç tutacak duruma gelen kimseler için de durum aynıdır. Delinin aynı vakitte ayılması için de aynı hüküm cari bulunmaktadır.

İmsak attıktan sonra büluğa eren çocuk, aynı vakitten sonra iman eden bir mühtedi için yine hüküm aynı olup, o gün akşama kadar oruçlu gibi bulunmak gerekmektedir.

İmsaktan sonra baliğ olan çocuk ile müslüman olan diğer bir kimseden başkası o yarım günü daha sonra kaza ederler. Ancak son iki kimsenin kaza etmesine gerek yoktur. Çünkü orucun kendilerine farz olacağı imsak vaktinde henüz sorumlu durumda değillerdir.

Delinin imsak attıktan sonra ayılması haline dair meseledeki ihtilaf bundan evvelki konuda geçti. Bunun için orucun yalnız kazasını gerektiren meselelerle ilgili konunun son maddesi olan 45 inci maddesine bakılmalıdır.