Ey mü’minler!

Yüce Allah (cc) bu ayette şöyle buyuruyor:

“Ve sen elbette yüce bir ahlak üzerinesin.”126

İslam’da edep, İslam’ın en önemli, can alıcı hasletidir. Çünkü edep, Allah’ın edebidir. İnsanlara edep örneği olan yüce Peygamberimizin edebidir.

Bütün insanlara edep örneği olan Peygamberimize bizzat Allah öğretmiş ve eğitmiştir. Allah sevgilisi (sav) şöyle dedi:

“Beni Rabbim edeplendirdi, (terbiye etti) edebimi güzel yaptı.”

Cenabı Hakk da şu ayetiyle Yüce Peygam- berin en güzel ahlak, edep üzerinde olduğunu toscil etti:

“Ve sen elbette yüce bir ahlaka sahipsin.

Allah Rasulü’nün edebi, her türlü hal ve hareketlerinde tezahür etmiştir. Oturması, kalkması, yürümesi, insanlarla olan her türlü münasebetlerinde açıkça görülürdü.

Yüce Yaratan, O’nun yürüyüş edebini şu ayette tanzim etmişti:

“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.”

Bu ayette Cenabı Allah, Peygamberinin ve mü’minlerin güçlerine, kuvvetlerine, mallarına mülklerine güvenerek böbürlene böbürlene dolaşmasını istememiştir. Çünkü her türlü kuvvet, güç Allah’ın kuvvetidir. İnsana yaraşan tevazu olduğunu beyan etmektedir. Ayrıca Allah insana, güç ve kuvvet vermişse sınırlı olduğunu ikaz etmektedir.

Şu ayetlerde, Allah’ın has kullarına yakışanın tevazu olduğunu, cahillerin kaba hareket ve sözlerini hoşgörmemizi ve hatta onların selamete ermelerini istememizi ihsas ediyor:

“Allah’ın (has) kulları onlardır ki yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler, kendilerine laf attığında (incitmeksizin) selam derler. (Sana selamet olsun.)”

İslam? edebi konuşmada, insanlara hitapta gerekli olduğunu şu ayette bildirmiştir:

“Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Seslerin en çirkini (avaz avaz bağıran) merkeplerin sesidir.”130

Cenabı Hakk’ın, yüksek sesle çirkin konuşmayı merkep sesine benzetmesi çok dikkat çekicidir. Çünkü eşeğin ses tonu pek yüksek, kulak tırmalayıcı çirkin sestir. Yüksek ses tonuyla başlar, aynı tonda devam eder, hiç alçak sesle anırması yoktur.

Edepli Müslümanın da merkep anırtısını andıracak ses tonu ile konuşmaması, mecbur kal¬madıkça sesini yükseltmemesi gerekir.

Müslüman, bağırarak çağırarak kavga eder gibi konuşmaması gerekir. Sesi daima alçak, yumuşak, dinleyenlere haz veren, gönülleri okşa¬yıcı tatlı ifadelerle konuşmalıdır. Musiki dinliyor¬muş hazzına sevkeden bir ses tonu olmalıdır.

Zamanımızda birçok kimsenin kulak zarını

Lokman suresi, ayet. 19 patlatırcasına bağıra çağıra konuştuklarını üzüntü ile müşahede etmekteyiz. Bu tip kimselerin bir¬birlerine hitapları hiç hoş değildir.

Müslümanlar birbirleriyle konuşurken nazik, kibar olmalıdır. Samimi dostlar arasındaki konuşmada bile nezaket kuralları çiğnenmemelidir.

Tatlı dil, güler yüz, olgun mü’minin en güzel meziyetidir.

Edep Peygamberimiz (sav) güler yüzün bile sadaka olduğunu beyan etmektedir:

“Kardeşinin yüzüne bakarak tebessüm etmen sadakadır.”

Yüce Peygamberi örnek alan bizim ecdadımız, bunu en güzel şekilde tatbik ediyordu.

On sene, Kanunî Süleyman devrinde Al- man-Avusturya elçisi olan bir kişi hatıratında şöyle demektedir:

Binlerce Türk biraraya geldiğinde sanırsınız ki birkaç kişidir. Hiç gürültü olmaz, herkes birbiriyle yavaş yavaş konuşur. Biz AvrupalIlar biraraya geldiğimiz zaman gürültüden durulmaz.”

Tatlı konuşma, insanlarla, konuşurken gösterilen nezaket, ecdadımızı da zirveye ulaştırmıştı;, herkesin gıpta ettiği “Osmanlı efendisi” tipi meydana gelmişti. Osmanlı efendisi bütün dün¬yaya ün salmış gerçek efendilikti.

 Bilhassa bu efendiliğin başını İstanbul halkı çekmişti. “İstanbul efendisi” ünvanı bütün dünyaya ün salmış, herkesin gıpta ettiği efendilikti.

Ben İstanbul’a gelirken (1950) İstanbul halkı, İstanbul efendisidir. Son derece naziktir, nezaketle konuşurlar. “Lütfen” “Rica ederim”, “Verir misiniz”, “Yapar mısınız?”, “Buyurunuz” kelimeleri ağızlarından düşmez, denmişti.

Birbirlerine hitap ederken “bey”, “beyefendi” kelimesi ile hitap eder. Birbirinden birşey isterken “lütfen verir misiniz?” “lütfen yapar mısınız” “vermenizi rica ederim” “almanızı rica ederim” derler. Sen de buna dikkat et, demişlerdi.

İstanbul’a geldiğimde bu şekilde birbirine hitap eden çok nazik İstanbul efendileri vardı. Bilhassa çok eskiden İstanbul’a yerleşmiş kimselerde bu güzelliği zevkle müşahede ederdik.

Ya şimdi son derece kaba, hoyratça hitaplar, kavga eder gibi konuşmalar (bey, beyefendi, ofendi) gibi hitap etmenin yerini bağıra bağıra (usta, dayı, amca, baba) gibi sözler aldı. Emreder gibi (ver, yap) gibi laflar...

Ecdadımızın sessizliği, efendiliği aksine şimdi üç beş kişi biraraya geldi mi, gürültüden durulmaz. Kaba kaba konuşmalar, şakalar, çoğaldı