“Allâhümme innî estehîruke biilmike, ve estakdiruke bikudretike, ve es’elüke min fadlikel-azîm Feinrıeke takdiru ve lâ ekdiru ve tâ’lemü ve lâ a’lemü ve erite allâmül guyûp. Allâhümme in kürıte tâ’lemü enne hâzelemre hayrun lîfî dîni ve meâşî ve âkibet-i emri ve âcil-i emrî ve âcilihi Fakdirhü li ve yessirhü lî sümme bârik lîfîhi. Ve in künte tâlemü enne hâzel-emre şerrun lîfı dîni ve meâşî ve âkıbeti emri ve âcili emrî ve âcilihî fasrifhü annî-vasrifnî anhü vakdir liyel hayre haysü kâne sümme erdim bihî.”

Dikkat, duâdaki “hâzel’emre” kelimesi yerinde, dilek ve muradı ne ise, niçin, hangi iş için istihâre yapıyorsa, o işi, o dileği isim olarak söyleyebilir. Ve söylemelidir.

Mânâsı: "Allah’ım! Senden (benim hakkımda) hayırlı olanı bildirmeni gönlüme (ilham etmeni) istiyorum. Çünkü sen, her şeyin hayırlı olanını en iyi bilensin. Allah’ım! Kudretinle bana güç ve kuvvet vermeni istiyorum. Çünkü, sen, her şeye gücü yetensin. Senin büyük lutfü kereminden (hayırlar-iyilikler) istiyorum. Çünkü sen, kuvvet ve kudret sahibi biricik güçlüsün; ben ise, güçsüz âcizim. Allah’ım! Sen herşeyi bilensin. Ben ise, hiç bir şeyi bilmem ve bilemem. Sen, “Allâmül”ğuyûb”sun bütün gizlilikleri, gayibleri olmuş olacak olan herşeyi bilensin.

Allah’ım! Bu iş dinîme dünyâ ve âhiretime hayır getirecekse benim hakkımda iyi sonuçlarla sonuçlanacaksa, o işi benim için takdir eyle, onu bana yapma fırsatı ver, onu bana kolaylaştır. Sonucunu hayırlı ve bereketli kıl. Allah’ım! Şayet, bu işin dînime, dünyâma ve âhiretime zararı dokunacaksa, beni ondan, onu benden uzaklaştır. Hayır nerede ise, bana onu nasib eyle. Sonra beni o hayırdan memnun eyle. Yâni, vereceğin veya verdiğin o hakkımda hayır ve mutluluk getirecek olan şey azda olsa, istediğim gibi de olmasa, onu bana verdin. Onunla yetinmek ve ondan râzi ve memnun olmam için de bana ilhâm et, onu seveyim, onunla memnun olayım” demek oluyor.

Ey dost/ Hakkında dîni emir bulunan veya bakıldığında hayır tarafı apaçık belli olan konularda istihâreye baş vurulmaz. Çünkü konunun hayırlı olan tarafı apaçık görülmektedir. Meselâ: Namaz kılayım mı? namaza başlayayım mı? Hacca gideyim mi? Felanca fakire iyilik yapayım sadaka vereyim mi? gibi konularda istihâre yapılmaz. Bunlar hakkında açık emirler var ve akla mantığa da uymaktadır.

Yine bunun gibi, evlenecek olan bir genç için de yalnız istihâre ile karar verilmez. Önce talibler araştırılır. Şayet aranılan hayır ve müsbet sonuçlar varsa, o zaman Cenâb-ı Hakk’tan hayırlı tarafı istenir. Ve istihâre yapılır.

“İstihârenin Türkçesi” Cenâb-ı Hakk’tan hayır istemek, neticenin hayırlı işaretini istemek demektir. İstihârenin bağlayıcı tarafı yoktur. Yapılan istihâre akim ve görünen neticelerin durumu¬na uymuyorsa, istihâreden vaz geçersin. Gördüğüm rüya Rahmânî değilmiş dersin ve kararını bozabilirsin. Bu işte bir vebâl, bir günâh yoktur. Çünkü “Görünen köy kılavuz istemez” demişler, vesselâm.

Ey Hakk yolcusu/ İnsan önce aklıyla, mantığıyla eşiyle dostuyla, akrabasıyla, arkadaşıyla meseleyi iyice enine boyuna araştırır. Ölçülerine, uygun olursa, ondan sonra da, Cenâb-ı Allâh’tan hayırlısını göstermesi dileğinde bulunmak için İstihâre yapılır, ince tarafı budur.